31 Ocak 2017 Salı

Çivi İzleri..

Sokrat der ki:

Babası oğluna bir torba çivi verir ve ona sabrını her kaybettiğinde kapağın arkasına bir çivi çakmasını söyler. Birinci gün çocuk 37 çivi çakar. 
Haftalar ilerledikçe çocuk kendini kontrol etmeyi öğrenir ve daha az çivi çakmaya başlar. 
Daha sonra, kendini kontrol etmesinin gidip kapağa çivi çakmaktan daha kolay olduğunun farkına varır. Hiç çivi çakmadığı ilk günün sonunda durumu babasına bildirir. 
Bu defa baba, oğluna kendini kontrol ettiği her günün sonunda çivi sökmesini söyler. 
Günler geçer ve en son çivi söküldüğünde çocuk yine babasına haber verir. 
Babası çocuğu elinden tutar ve kapağın yanına oturur ve şöyle der:

"Bak oğlum çok çalıştın, fakat kapağın üzerindeki tüm deliklere bir bak.
Hiçbir zaman eskisi gibi olmayacaklar. 

Her sabırsızlığında karşındakilerde böyle yaralar oluşur. 
Ne kadar özür dilersen dile o yara daima orada duracaktır. 
Sözlü bir saldırı da en az fiziksel saldırı kadar yaralayıcıdır."

26 Ocak 2017 Perşembe

Arafta..

Yazım tarihi 8.1.2017

Bazen kendimi bir rüyanın içinde buluyorum, o uyur uyanık, sanki uyanıksın ama kımıldayamıyosun, ya da gözlerini açsan bitecek ama açamıyorsun hali var ya, öyle..karabasan gibi.
Bazen çok güzeller, o zaman da ben gözlerimi yumup devam etmek istiyorum
*bir süre de hayal gücümle ediyorum galiba..*
Hiç rüya görmeyen ben, rüyaların ağırlığı altındayım uzun süredir, mealine bakmıyorum eski tabirle çünkü moralimi bozup negatif etkileyeceğinden korkuyorum, rüyaların doğru tabir edilirse işaret olduğuna inanıyorum. Hele benim gibi hiç görmeyen birisi için. Bunu istemiyorum.
Dik tutmaya çalışıyorum başımı her zamanki gibi, bana hiçbişey işaret vermesin uyarmasın istiyorum, ama ne ateşe yaklaşabiliyorum ne de kaçabiliyorum, tam bir kelebek değil mi:)
çünkü benim mizacım ne yaşarsam yaşayayım kaç defa takılıp düşecek olursam olayım hep çetin yollardan bazen de aynı yolda nereye çıkacağı belli olmayan patikalardan ibaret..
Bazen yolüstü güzellerine aldanıyorum, eğilip topluyorum taç yapıyorum saçlarıma ve dans ediyorum..
Bazen güçlü gövdesi olan bir ağacın güçlü sandığım gölgesine kanıyorum, dibinde soluklanıp o mahur uykuya dalıyorum ve bunu huzur sanıyorum.. sigaramı gövdesine bastırdığımda toz bulutu haline gelecek kadar kof olduğunu görene dek..
Bazen uçuyorum bir kelebek ya da kuş olup , konuyorum en yüksek dalına, bir sözde dediği gibi;
bir dala konacaksam kendi ipeksi kanatlarıma güveniyorum beni taşıyıp taşıyamayacağını değil..
Bazen kalkıp yürümeye devam ediyorum, yürüyorum yol beni nereye götürürse değil ben nereye çıkmasını hayal ediyorsam oraya gitmeye çabaladığımı anlıyorum yolun oraya kadar olduğunu görene dek..ve buna sanrım "hayal kırıklığı" deniyor, ve ben o kırıntılara basarak geri dönüyorum..
Bazen de tam bir adım daha atarsam olmak istediğim yerde olacağım sanıyorum, işte tam o sırada yanlış yerde olduğumu fark ediyorum, bastığım toprağın bana ait olmadığını, orada yeşeremeyeceğimi..ya da dallarına konacak bir çiçek olmadığımı orada, ve söz veriyorum kendime Didem Madak gibi..
"Söz dedim, söz verdim. 
Ruhumu gömdüğüm yer hala belli.
Güneşi özledim, sonra seni..  
Keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım." diyorum, kimse duymayacak biçimde..çünkü bana gölgeme razı olmak yetmezdi, biliyorum.
Bir gün bile olsa ömrüm güneşe uçmalıyım ben!

Bazen çabuk sinirleniyorum çok zaman çabuk kırılıyorum..
İşte bazı geceler uykum kaçıyor erken uyumam gerekirken ve ben aklımda binbir makale yazıyorum binbir masal, aslında kendimi anlatıyorum çokça ama kalkıp elime kalemi alınca ne kadar çirkinleşti yazım diyorum klavyeye alıştık bu normal oysa ama aklıma "biraz özenli yaz güzel yaz da gönder" diyen birinin sesi yankılanıyor zamansız, kalemi bırakıyorum kırgın, kaleme kırgınım sanki..
Yazmıyorum kalkıp klavyeye de küsüp, oturunca da kelimeler hafızamdan uçup gidiyor ansızın sanki "zamanında yazsaydın" dercesine, onlar da bana kırgın..
Yani ben kırgınlığımı satırlara dökemiyorum, sitem bile edemiyorum, hakkım yokmuş gibi, herşey bir gün tükenecek bugün var yarın yokum gibi, öyle de zaten biliyorum,
bu yüzden kalmasın istiyorum bana kırgın kimse, ben kırgınlığımı dile getirmeyeyim de içimde kalsın, çünkü beni neyin inciteceğini bilir öyleyse bilerek yapıyorlar anlamazdan gel diyorum içime, hani şimdi ben anlatamıyorum ya, her şey de bana kırgın gibi geliyor..en çok kendim.

Bişeyler okudum da bu gece, sadece alıntı yapacakken böyle birkaç satır dökülebildi, yani yorgunum, hem ruhen hem bedenen bugün.
Ben sindire sindire, usul usul yaşamayı, beklemeyi seviyorum ya, ancak böyle hissedebiliyorum, böyle emin olabiliyorum, güvende hissedebiliyorum ya da hislerime güvenebiliyorum ya,
tam aksi alelacele, sabırsızca, zamanından önce hissedebildiğini -edebileceğini düşünmese , aradan çıkarıvermese, kıyasladığımda benim için değerli olanlara değer verilmediğini görmesem, hissetmesem, herkesleştirildiğimi hissetmesem ve on dakika evvel anlatmaya çalıştığını "anlamadım" deyip geçiştirmeseler keşke değer verdiklerimiz değil mi? Belki de anladığında utanacaksın..
Ama bundan korkan özen gösterir zaten değil mi. Neyse, değmeyin figanıma bu gece..

Alıntı da buydu beni alıp götüren ben yazmışçasına, ama ben daha iyi yazdım sanki di mi😑kim anlatabilir ki aslında kendi duygularını kendinden öte? Lakin yazmak kendini doğru kelimelerle ifade etmek hiç kolay değil. Ama Didem Madak ve Ezel Roz Manaz ın satırlarını kendime çok yakın buluyorum bu ara hele bu şaşırttı işime işledi bu gece işte..

İçimde yeterince sert bir hisse bir türlü dönüşmeyen bir incinmişlik var.
Tek başıma yediğim bu yemeklerden birinde kendini iyice açık edecek ve kendimi kontrolsüz hıçkırıklar hıçkırırken bulacağım.
Arabayı iki hamlede park etmeyi beceremediğim zamanlardaki kadar utanacağım bundan.
Daha fazla da değil, daha az da.
Artık biriktirmediğim kinlerin insafından da faydalanamıyorum.
Hafifliğim bu sayede yüküm oluyor benim. Bunu anladım.
Tanımadığım insanlara baktığım gibi bakıyorum artık affettiklerime ve büyük ölçüde unuttuklarıma, yüzümde hiçbir yaşanmışlığın izi olmadan.
Kendimi daha adil buluyorum bu şekilde.
Hikâyelerini unutuyorum bundan böyle insanların, hikâyelerini ve hikâyelerimi.
Minnet kurtulamadığım bir illet gibi yapışmasın diye belleğime, affedecek kadar bağlarımı kopardıklarıma bunu yapmak zorundayım.
Tanımadığım insanlara hissetmediklerimi affettiklerime de hissetmiyorum.
Başka türlü olmayacak.
İçimde asla yıkıcı bir fırtınaya dönüşmeyen bir iklimle, öfkem de kırgınlığım gibi kör değil artık.
Demek istediğim bir şey kalmadığında hoyrat bir sessizliğe çekilmekte beis görmüyorum. Şimdi beni tanıyanlar, eskiden beni tanıyanların bilmediği bir merhametle tanıyorlar. Bu kimseye geçilmiş bir kıyak değil; sadece kendimi yoğun bir endişeden korumaya çalışıyorum.
 En kızgın zamanlarımda bile varlığıyla ağırlaştıran bu endişeden kurtulduğum oranda varlığımı kanıtlayacağım.
Sonrası yoğun bir sis ve sinsi bir sus payı, içimdeki incinmişliğe...

Hep son şarkıda vurgun yapıyosun der ya sevgili Tolga, o zaman kuralı bozmayıp baştan beri dinlediğim ve bu yazıyı yazma sebebim şarkımı da sakladığım yerden çıkartayım..

21 Kasım 2016 Pazartesi

Merhametin Çocukları!

Prensip olarak hayvan sevmeyenleri sevmiyorum!!
Çok ciddiyim, başka bir canlıya yaşam hakkı vermeyenlerden nefret ediyorum!
Ne mutlu ki bu acımasız ve sapıkça, çaresiz bir canlıya bile sahip çıkmak şöyle dursun ezip yok etmek, varlığından rahatsız olup, bir de utanmadan seven besleyenlere silah çekmeye vardıran,
zalim dünyamızı o canlarla paylaşamayıp cehenneme çeviren insanlara rağmen , onları sevip korumaktan asla vazgeçmeyen güzel insanlar var. Onlara olan sevgimi takdirimi ve teşekkürlerimi dile getirebileceğimi sanmıyorum, boğazım düğüm düğüm oluyor. Kelimeler yetersiz.
İyi ki varsınız demek istiyorum yürek dolusu!
Ben kedilerden nefret ederim derken canyoldaşım bir kedim var ve onu sokaktan aldım. Çok zor geldi başta itiraf ediyorum ama şimdi onsuz nasıl yaşamışım diyorum, sokağa çıkınca elimde mutlaka mama oluyor, çevreme ve diğer canlılara daha sevgi doluyum. İnsanlığınızı size hatırlatan yegane şeydir vicdan, merhametiniz.
Karınca kararınca destek olmaya çalışıyorum ama elden ele +1 daha bile faydamız olsa güzel olmaz mı bu hepimizin insani görevi. Çevremiz harici yapabileceklerimiz de olmalı diyorum hani.

Bazılarının yardım etme ve hayvan sevgileri çığ olup büyüyor bunlardan biri Talha Demircan,
Çak bi Pati Yeni Nesil Sokak Hayvanları Koruma Derneği. İstanbul. Tek kelimeyle harika işler yapıyorlar.
"ÇAK bi PATİ günlük hayatlarında bireysel olarak sokak hayvanları için koşturan bir grup gencin hadi bunu profesyonelleştirelim ve bir dernek çatısı altında birleşelim, çeşitli projelerle daha çok hayvana ulaşalıp daha kalıcı işlere imza atalım düşüncesiyle kurulmuş yeni nesil sokak hayvanları koruma derneğidir." Pansiyon, mama ve veteriner masrafları var elbette bu canların. Facebook linkiyse burada.

Diğeri ile ise bugün rastladığım kötü bir haberle karşılaştım, imza kampanyası başlatmışlardı change.org da. İsmi Gökçer Korkmaz, Kırklarelinde.
Tek derdi sokak hayvanları ve buna seve seve kendini adamış, tehdit almış, saldırıya uğramış.
"Ben insanım ve onlarla göz göze geldiğimde onları öyle bırakamazdım." diyecek kadar merhametli ve yürekli, videolarına sayfasından ve kanalından ulaşabilirsiniz. Sayfamda (başka nasıl link verebilirim bilmiyorum) anlaştığı mama sitesi ile ilgili gönderiyi paylaştım,tıklayıp  çok makul bir fiyata sepete 1kg cuk bir mama bile atsanız birikip bir sürü canın hayatı kurtulacak, belki yapılabilecek başka şeyler de vardır kimbilir? Bir çok videosunu izledim ne diyeceğimi bilemiyorum.
Lütfen onları yalnız bırakmayalım, bu dünya sadece bize ait değil ve benim gözümde
Tanrının elçileri, dilsiz canları korumak için gönderilmiş melekleri bu güzel insanlar 🙏

"Allah der ki; Hayvanlar benim sessiz kullarımdır. 
Onlar şimdi zulme susuyorlar ama hesap günü konuşacaklardır!.."

16 Kasım 2016 Çarşamba

Keep your distance !!

"Soğuk bir kış sabahı çok sayıda oklu kirpi, donmamak için birbirine bir hayli yaklaştı. 
Az sonra, oklarının farkına vardılar ve ayrıldılar. 
Üşüyünce, birbirlerine tekrar yaklaştılar. 
Oklar rahatsız edince yine uzaklaştılar. 
Soğuktan donmakla, batan okların acısı arasında gidip gelerek yaşadıkları ikilemi, 
aralarındaki uzaklık, her iki ıstıraba da tahammül edebilecekleri bir noktaya ulaşıncaya dek sürdü.."

(İnsanları bir araya getiren, iç dünyalarının boşluk ve tekdüzeliğidir.
Ters gelen özellikler ve tahammül edemedikleri hatalar onları birbirinden uzaklaştırır. 
Sonunda, bir arada var olabilecekleri, nezaket ve görgünün belirlediği ortak noktada buluşurlar. 
Bu uzaklıkta duramayanlara,
İngiltere’de "keep your distance!" denir .
Bu noktada, çevrenin sıcaklığını hissetme arzusu kısmen karşılanır ama, buna karşılık okların acısı hissedilmez.
Kendi iç sıcaklığı çok yüksek olanlar ise, ne sıkıntı vermek, ne de sıkıntı çekmek için, topluluklardan uzak durmayı tercih ederler.)

Freud, eşler ve arkadaşlar arasındaki çatışmayı, çocuklarını evlendirmiş iki ailenin veya komşu köylerin birbiriyle rekabetini; 
Almanya’nın güneyinde yaşayanlarla kuzeydekiler, İngilizlerle İskoçlar, İspanyollarla Portekizliler arasındaki gerilimi, beyaz ırktan olanların zencilere, Almanların Yahudilere düşmanlığını, oklu kirpi metaforuna dayandırmıştır.
Hem Schopenhauer'in, hem de Freud'un kullandığı bu kavram, insan ilişkilerini konu eden önemli bir ikilem haline geldi. 
Beş sevgi dilimiz vardı en güzel anlatan dökümandır insan ilişkilerini, ve bugün bunu hatırladım yeniden, okuduğum bu yazıyı, çünkü dikenler... yaşadıkça öğreniyor insan ve özetle:
İkileme göre ne kadar iyi niyetli olursanız olun biriyle fazla yakınlaşır, fazla içli dışlı olur, fazla samimileşirseniz, istemeden de olsa o kişiyle çatışmaya ve birbirinize zarar vermeye başlarsınız. Oysa ki asla geçmemeniz gereken bir çizgi vardır ve o çizgiyi geçmeniz, ilişkinin hasar almasına ve temellerinde yavaş yavaş çatlaklar oluşmasına neden olur.

Florida Bölge Üniversitesi'nden Jon Maner ve ekibi tarafından yürütülen 6 deneyde, insanların sosyal anlamda reddedilmeye karşı verdikleri tepkiler incelenmiş. 
"İçe dönük insanların bu durum sonrasında daha da içlerine kapandığı ve insanlardan uzaklaştığı, 
diğer insanlarınsa kabul edilme arzusuyla yeni insanlara daha da fazla yakınlaşmaya çalıştığı bulunmuş."
Ohoo ben bunu bir genç bayan olarak kaç 6 örnekte gördüm ama yazılı dökümanı ilk ben vermeliymişim demek ki.
Neyse böylece olup biten herşeyi bilimsel bi yere de yasladık, hadi bakalım.


Özetle bir insanı ne kadar severseniz, bir miktar mesafeyi her zaman korumayı başarmanız gerekiyor..

15 Kasım 2016 Salı

Sana Dair..

Yaşam kadar gerçek, yaşamak gibi sahte..
Öyle çok şey var ki yaralayan insanı
Bir yürek çarpıntısı, onu her gördüğünde, öyle çok şey var ki bak sana dair
Yanlış aşklar yaşadık, yanlış köprülerde yanlış gemiler yakıp,
aldırmadan iki damla su çaldık zamanın pençesinden
Aldırmadan, aldırmadan.
Bu ne senden ilk kaçışım, ne de ilk düşüşün yüreğime
Ne bu serden son geçişim, ne de son küsüşüm kaderime..
Mucize gerek bize, gidecek bir başka düş
Bir düş ki korkmamış zamanın karşısında..
Ve bir çağ gerek bize, ve bir çağ bundan özgür
Öyle çok şey var ki bak sana dair, sonra kuşlar gitti anladım dünya yorgun, sen yorgun
Tortusu kalmış eski bir korkunun
Görmedik, duymadık, demedik bunlar kötü..biz var mıydık, aşk var mıydı?

14 Kasım 2016 Pazartesi

Geçer.. geçer.. mi?

Bir anda, birkaç düşünmeden öfkeyle edilmiş sözle, bütün yaşama sevincinizi kaybettiğiniz oldu mu hiç?
Ben toparlarım, güçlüyüm derken ve en azından öyle görünmeyi denerken, günlerce kulaklarınızda çınladı mı birkaç kelime, bütün direncinizi ve adeta bağışıklık sisteminizi çökerten?
Nasıl değerli sanıyosunuz kendinizi değil mi, kendine değer vermezsen kimse vermez sana bla bla..
Hiç öyle değil, hem de hiç.
Kimsenin başının üstünü hedeflemesek de en azından verdiğimiz kadarını görmek çok mu ütopikti?
Ağzımı açıyorum.. ses çıkmıyor, içime konuşuyorum sabaha kadar, yorgunum hiç olmadığım kadar.
Bedenim dayanmıyor bu tempoya.. başım ağır geliyor gibi. Gözlerimi açamıyorum.

Geçmişi düşünmek sana sadece zarar verir, geçmişe dönemeyiz, hatalarımızı düzeltemeyiz,
çünkü zamanı geri alamayız ne yazık ki, bugün için bişeyler yapalım deriz ya bazen, en azından telafi edelim, içimizde kalmasın kırgınlar , neden olmuyo?
İşte benim her mutlu günü son günümüzmüş gibi yaşama isteğim bu yüzden, öyle kaygan ki herşey, ellerinin arasından hep kayıp gidecekmiş gibi, tutunamıyosun... sarıldıkça kayıyosun yeterince dirençli değilse tutunduğun kollar, yosun tutmuş ise. Ya düşmenden düşürülmekten korkmuyor ise.
Ya da bazen başka dala tutunmuş ise, ne farkeder ki?
Bir an var, yer var, orada nedenler niçinler önemsiz, sözcükler dağılıp gitmiş hatırdan çıkmış ama o his, zehir gibi hep orada, tam orta yerinde taş gibi kaya gibi oturmuş oluyor eziyor seni her gün.
Tezatlardan nefret eden tesadüflere asla inanmayan benim için en büyük tezatsa o büyük kayadan da büyük ezici bişey, özlem..

Yarına bıraktığın hiçbir şey yarın gerçekleşmiyor, hiçbir güzel söz yerine ulaşmıyor, hiçbir süprizi gerçekleştiremeyeceksin, o gün orada olmayacaksın, senin belirlediğin çizgi ile diğerlerinki bir olmayacak ya sen basacaksın o o basacak.. yitireceksin, er ya da geç.
Ama hiçbir öfke ertesi güne aynı sıcaklıkta kalamayacak, o yüzden ne olur birazcık, birazcık ...

Hiç olmazsa sakin kafayla düşününce duy sesini? kalbinin ve vicdanının olmaz mı?
Kendine saklama, söyle.. belki yarın söyleyemeyebilirsin. Çünkü belki geçeri belki de.. Geçmez.


Bu arada ilk defa yazdığımı okumadan yazdım ve yayımladım , hatalarıyla, karman çorman haliyle.:(

2 Kasım 2016 Çarşamba

İyi Şeyler Olabilirdi...

Aramızda iyi şeyler olabilirdi 

Yormasaydık gönlümüzü karanlıkla 

İçimizde çiçekler açabilirdi 

Bile bile uymasaydık gurur denen o şeytana ...

1 Kasım 2016 Salı

Boşluğa Sesleniş..

Boşuna bakıyosun henüz o şarkıyı da o yazıyı da yazmadım.
Biri veya birilerine isyanlarda dilim, kalbim bu aralar sanki değil mi, oysa değil :)

Yazacağım elbette. Bitmesine az kaldı daha doğrusu. Bu da bir önsöz olsun.(ya da taslak)
Hayatım boyunca kendime yüklendim eleştirdim ve suçu kendimde aradım. İnsanların incitilmesi kadar önemli bişey yoktu benim için çünkü. Yanlış anlaşılmak ve birini kırmak.
Ve tam o noktada kaybettim hep.
Kendime saygım ve onurum senin veya başkasının bana göstereceğinden çok daha değerli.
An'ı yaşamak istediğim zaman göze almışımdır her neticeyi ve içimde kalmaz pişmanlık.
Tek pişmanlığım içimde kalan, planlayıp yapamadıklarımdır. Nasip değilmiş demekten başka çarem de yok artık. Gerçekçi ve ileriyi gören biri olduğum içindi çoğu cesur kararım.
Üzülmek harici bi bedel ödemedim kaybım da olmadı,bir adım fazla attırmadığım için hep iyi ki dedim, istediğini elde edemeyince çirkinleşip gerçek kimliğine bürünenler, beni üzmek için çabalayanlarsa hep aynı ucuz yola saptılar:) Gidecek başka yer yoktu ki..
Şimdi kendimi sorgulama, suçlama, özeleştiri yani bunları boşuna yaptığımı yeniden görme günlerimdeyim. Gördüm ki ağzınızdan çıkanlar zehir, kalbinin bildikleri bile değil. Ne olur ki itiraf etseniz? Söylemediklerinizi duymadığımı anlamadığımı mı zannediyordunuz gerçekten?
Belki de Tebrizi gibi bir yol çizmelisin kendine sen bu boş işleri bırakıp, huzur hak yolundadır bazıları için. Can yakmanın, kul hakkından, kalp kırmaktan, küfürden aldığın günahların önemini kavrarsın bu ulvi yolculukta kimbilir? Deistte olsan bunlar esas, başka bir dinde tanrıya inansan da bunlar esas.. Güzel ve doğru olan herşey ortak. Kalbini temizle, ve temiz tut bi çocuk gibi..

Yazdıklarımı ve taslakları sakin bir kafayla okudum da, hep yarım kalmış bişeyler, öfkem, nefretim, hasretim, çünkü benim beynim sürekli kötüleri silme derdinde. Yanlış bir şey söyleyip yazıp geride silinmez bir acı bırakmamak için.. Ya bende kalanlar? hunharca savrulanlar ve benim gördüklerim? Kişiyi o görmek istediğim, yakıştırdığım çerçeveye oturtma çabam sonunda çerçevenin kırılıp elimde kalmasıyla son bulmuş bazen bakıyorum da. Kendisini yakıştırıyorsa ait olduğu çerçeve odur oysa.
Artık şah damarına kadar bildiğim gördüğüm şeylerin hiçbir hükmü yok, söylenen, açıklanan, düşündüğümün aksi bana iş işten geçtikten sonra gösterilmeye çalışılsa ne olur artık, görünen köy ne olacak? Geride kalan hep bir enkaz..Hasar görense çok şey var, başta güven, inanç ve samimiyet.
Gerçek hayatta bir ton sorunu varken esrar çekmesi gibi bişey olsa gerek insanın oyalanmak boş vakit geçirmek, ego tatmini için sanalda takılıp kalmak ve sürekli absürd davranışlar.
Bariz bir insan bağımlılığı ama sokulmadığın, ait olmadığın bir çevre gerçeğini örtecek kuru - sıkı, yalan - ve senin kadar yalancı bir kalabalık.
Siber kalabalıktan bahsediyorum öldürücü yalnızlıklarınıza meydan okurcasına.

Eğer ben bu sağlık savaşlarımdan sağ çıkarsam, çok farklı bir ben zuhur edecek benden.
Kendime söz veriyorum. Hiçbir sözümü geri almak ya da yemek zorunda kalmadım bugüne kadar..
Tehlikeli sayılmam artık...



Sadece Riski Alabilen Kişi Hürdür

Gülmek; ”Saf” denme riskini göze almaktır.
Ağlamak ise; ”Duygusal” görünme riskini.
Birine yakınlaşmak; ”Kendini kaptırma” riskini,
Duygularını açmak; ”Kendini ortaya koyma” riskini,
Hayalleri ve düşünceleri sergilemek ise;
“Onları başkalarına kaptırma” riskini göze almaktır.
Sevmek; “Karşılık görememe” riskini…
Yaşamak ise; ”Ölme” riskini göze almaktır.
Umutlanmak; “Hayal kırıklığına uğrama” riskini
Çabalamak ise; ”Başarısız olma” riskini göze almaktır…
Ama riskler yaşanmalıdır.
Çünkü hayatımızın en büyük riski, hiç risk almamaktır.
Hiç risk almayan kişi, belki acı ve üzüntülerden korunabilir;
Ama Büyüyemez,
Sevemez,
Değişemez,
Hissedemez,
Öğrenemez.
Garanti arayışlarıyla zincirlenmiş bir köle olarak yaşarken,
Bedelini; özgürlüğünü kaybederek öder.
Sadece; riski göze alabilen kişi hürdür…

 Leo Buscaglia

23 Ekim 2016 Pazar

Anlamazdın...

Kime neyi anlatmaya gerek var ki şu an?
Dikkatsizce hunharca savrulan kelimeler bu kadar ortadayken kime neyi anlatmaya gerek var satırlarda?
Anlatsam anlayacakmıydın? Anlamazdın..
Adeta bir film sahnesinin hiç karşılaşmamış gibi duran kahramanlarıyız, ne rolümüz belli ne repliğimiz. Doğaçlama oynadık hep bu yüzden tekrarı çekilemedi hatalı repliklerin.
Adımlayabildiğimiz kadar yakınız ve savrulduğumuz kadar uzak..yalnızca kendimizi ifade edebildiğimiz kadar kelimelerimiz, çok zaman yetersiz ve eksik.
Bu yüzden değil mi denemişi deneme gözükaralığı ve "belki öyle değildir ha" umudu? Her şey yalnızlıktan, yerine birini koyamamaktan değil. Ama değmeyeceğini defalarca gördüğün birine böyle vazgeçilmez hissettirdiğin için nefret ettin her defa kendinden. O kendini kandırmak var ya hiçkimse yapamaz bu kötülüğü aslında insana. Kabul et, herkes ikinci şansı haketmez. Aynı suda iki kere yıkanılmaz.                  
İzin veren kendinsin kandırılmaya, tek suçlu doğru yerde ve sözlerinin arkasında duramaman dağ gibi. Hür ve dimdik. Bir rüzgarla savruluyorsun kum gibi.
Perde yine kapandı değil mi? Ama o son ne kadar çekersen çek asla değişmez, kaybettiğin  zamana acısa da bir yanın diğer yanın müsterih olur en azından denedim diye *belki de bir tesellidir bu yalnızca*. Bile göre lades. Yediremezsin. Bilirim, bunu en çok ben anlarım...
Çok uyarılmıştın değil mi? çok yeminler ettin, bunu hatırlatanlara sırtını döndün, bu yüzden kimleri neleri kaybettin? neleri kaçırdın ya da kullandın? can yaktın mı yok yere eften püften bahanelere sığınıp? değdi mi? hayır. Senin iyiliğini düşünüp önerince yapmadığını sözüme gelip gönüllü yapınca doğruyu mu bulmuş oluyosun, söz dinleyince ezik mi olacaktın?
Bu yüzden gözden düştün, alay edildin, yanında olanları ardında bıraktın sırf o çıkmaz sokağa yeniden girebilmek için, çok yüzüne vuruldu tükürdüğünü yalaman,e haliyle? İstediğini söyleyen istemediğini işitirdi çünkü. Olsun. Denemeden bilemezdim de geç şimdi, ektiğini biçmek ya da bedel ödemek ne dersen de, ama önüne bak bu defa. Yol sanki orda bitmiş de çıkar yolun kalmamış gibi davranma aptallaşma:) Yol ayrımındadır asıl sır bazen.Sadece başladığından da daha yalnızsın şimdi.

Sahne kapandığında olabildiğince bir suskunluk perdesi inerken dudaklarımıza, diğer sahneye geçer geçmez pervasızca dökülüyor kelimeler günahlarımızla. Hangimizin daha çok günahı var bilemedim şimdi, hangimiz daha masum ya da hangimiz daha günahkar? Bu günah çıkartma kıyaslama her iki taraftan aynı mı görünür sahi? İtiraflar ne kadar zor ve ağır değil mi?
Ha, bu arada hangimiz diye birşey var mıydı? Biz dediğimiz Sen! lere düştüğünden beri 'evet' vardı. Yoksa tüm hayallerimiz, amaçlarımız, umutlarımız ve suçlarımız ortaktı, işlediğimiz her suçun arkasında durabilecek kadar sağlamdı yüreğimiz...BİZ'iken.
Şimdi madem bir film karesinin son sahnesinde son perdenin iplerini çekiyoruz ellerimizle..
ayrı karakterlerimizle; gel son bir defa ama son bir defa BİZ olalım...
En sevdiğim filmin bir repliğinde olduğu gibi, figürana düştüğümüz için terk ettiğimiz bu filmden sonra, dilerim ki hep meraklı olduğun gibi bu defa da başrol senin olsun ,
ben "karakter" oyuncusu olarak kalmayı tercih ederim:') 
çünkü film bitse de, yıllar geçse de, onlar hep aklında ve yüreğinde kalır..

“Her tesadüf bir başlangıçtır; finali sen oynarsın, 
perdeyi kader kapatır...”
Koskoca postun anlatamadığını candan anlatmış..

20 Ekim 2016 Perşembe

Bana ait ne varsa hiçbir iz bırakmadan çekip gitmek istiyorum sessizce..
Başka hiçbir şey değil.

16 Ekim 2016 Pazar

Haddimden Bildiriyorum

Beni anlattığını düşündüğüm yazılar gördüm, şiir ve alıntılar gördüm, okudum ağladım,
yazdım sakladım, benimsedim, yardım aldım beni anlatması için ama benimmiş gibi yapmadım.
O cümleleri kuramamış olduğum için şaşırdım, kızdım ama ben yazsam herkes ulaşamazdı ki zaten?
Ama yazarı belli olmayan ve her kaynakta ayrı yazar adı, veya anonim diye sahiplenilmiş gördüğüm şeyler üzüyor beni, kaynağını bildiğim herşeyi mutlaka belirtirim olmadı alıntı derim. Çünkü tamamı benim anlatmak istediğimi ifade edemez zaten. Benim cümlelerim de sizi edemez.
Mesela bu yazı benim cümlelerdimden oluşuyor işte beceriksiz, düşük cümlelerim ve öncelikli yüklemlerim beni tanıyan hemen anlar o derece:) Mesela iki ayrı olay iki ayrı konuyu tek blog olarak yazıcam yine, bu da bana ait bi saçmalık . Ama bana ait..ben.
Ama başlık, bana ait bir dizilim değil..bir kitap adı. Ve sırf bu başlık ve tanıtım yazısı yüzünden alacağım bunu:
Önsözü hiç yazılmamış ikinci el kitapların paragraflarından geldim. 
Kusuruma bakma çok el değdi, çok okundum, çok yorgunum. 
Hüzün sofralarının en aç karnıydım, bir türlü doyamadım. 
Yine de öpeceksen hüznümden öp beni. 
Bir pencere gökyüzü sür yüzüme, 
kuş kanatlarında sağanak yağmur sakla,gülüşünle ov sızılarımı... 
Sana görülmemiş rüyalar adadım... 

Bir nedenden hassasiyetim olan bir kelimedir "had" ve çok sık kullandırtır bana hayat.
Dün akşam sıkıntısı olduğunu farkettim sevdiğim birinin, konuşmaya başladık o da benim için aynı şeyi düşünmüş hatta sende bişey var derecesinde iddalı, olmadığını söyledim güldüm ama geçemedim, izah ettim inanmadı, sizin düşünmeden yaptığınız minik alemeti farikalar başkası için büyük anlamlar içerebiliyor anladım ki. Bende de bu oluyor ama neredeyse sert çıkarak birini bişey paylaşmaya zorlayamam ki belki içini dökmek belki içinde saklamak istiyordur, belki kendini hatalı gördüğü bir konudur zaten korkuyordur tepkimden, belki de gerçekten bişey yoktur duygu durum değişikliği yaşıyordur, yanında olduğumu bilsin isterim yalnızca, dilediğinde yargılamadan sessizce dinleyip sonra dilsiz olacağımı..haddim budur bana göre..
Kimseden çekinecek bişeyim yok ama verecek hesabım da yok, bu hakkı verdiğim insanlardan geri aldığım an bir daha vermem, ben kendimi sürekli açıklama yaparken öyle değil böyle derken buluyorum ve bu beni yoruyor, haddine mi demek istemiyorum,o hakkı biz vermişiz diye ama ben kendime haddime mi dedikçe ya da anlattığım biçimde düşündükçe bir bakıyorum kimsede bu yok? benim söylemem gerekenler bana sarf ediliyor çatır çatır e asıl o zaman birbirimizi anlamamız gerekmiyor mu?

Sahip çıkılması gereken şeylerin başında ot ocak mal mülk değil, kendine verilen sözler, insani değerler, edilen yeminler, ardına sığınılmış bahaneleri aslının o olmadığını bile bile yutmamak, salak yerine konmayı hazmetmemek, yemediği nane kalmayıp gidecek yer bitince ,sırf yalnız kalınca aynı kapıya dönüp aynı muameleyi göreceğini sanmamak hatta görürse bunun hayra alamet olmadığını bilecek kadar aydınlanmış olmak yani yememek:p

Haysiyet, onur, sözünün eri olmak, dediği yaptığı tezat olmamak, bahanelere sığınmamak
gibi değerlerin olduğunu unutmasa keşke insanlar değil mi:)
Yoksa benim gibi unutmayanlar ve esas alanlar zbam diye o yüzsüz yüzlerine vuruverir tokat gibi.
Demem o ki, madem debelendiğiniz yerde memnunsunuz sesiniz çıkmasın, size bişey dediğimiz de (ben ve benim gibi özü sözü bir dobra insanlar yani) abuk sabuk atarlanacağınıza dürüst olun, yalansız olun, attıklarınızı hatırlamakta zorlanmayın sonra, vee boyunuzdan büyük konuşmayın, sonra bi tarafınıza kaçmasın.

Bir KUŞ masalında dediği gibi: 
Bir kuş soğuk bir kış gününde yiyecek bulabilmek için kanat çırpıp duruyormuş. 
Hava o kadar ayazmış ki minik kuş dayanamayıp karların üzerine düşmüş. 
Kuş çaresiz, soğuk karın üstünde ölümü beklerken 
oradan geçen bir inek kuşun üstüne sıçmış. 
Kuş öyle bir sinirlenmiş ki, kanatları donmamış olsa, 
kalkıp ineği dövecek. 
Bir de bakmış ki bokun sıcaklığı ile kanatları çözülmüş, 
yaşama geri dönmüş. 
Öyle bir sevinçle ötüyormuş ki, oradan geçen bir kedi de bunun sesini duymuş ve boku eşeleyip kuşu çıkarmış. 
Kuş buna çok sevinmiş, tam kediye teşekkür edecekmiş ki, 
kedi onu yemiş... 
Şimdi; (Hikâyeden alınacak dersler) 
1- Her üstüne sıçanı düşman sanma, 
2- Seni her boktan çıkaranı dostun sanma, 
3- En önemlisi: 
BOKUN İÇİNDE MUTLUYSAN SESİNİ ÇIKARMA... 

Belki de layık olduğun odur.
Bunu yazıp duvarınıza asın lütfen ;) İyi geceler:**

4 Ekim 2016 Salı

Farzet ki..


Farzet ki, yazdıklarımı anlayabildin. 
 Ya anlayamadıkların? 
 Ya yazıp da sildiklerim? 
 Ya yazamadıklarım? 

   
Rumi

2 Ekim 2016 Pazar

La Chanson..

Ve bir kez daha söyledi;
Sözlerim dudaklarımdan çıksa da kalbimin yankılarıdır...
Beni konuşturan gözlerin ve sevgindir.
Sonra ağır ağır kadehini kaldırıp içmeye devam etti.
Gözleri kraliçesinde ve elleri kılıcının kabzasındaydı...
Sonra biraz yorgun ama hala mağrur ,mırıldandı...
Bu böyle biline..

Ve zamanında kifayetsiz ilişkilerinin  ardından sarf ettiği sözleri anımsadı;
Benden sonra kendini kucaktan kucağa atanları ya ben çok sıkmışım, ya özlerine döndüler, ya da onca insanın toplamının bir "ben" etmediğini gösterdiler bana..
Gün olup kendisinin bir lanet gibi bunu yaşayacağını ve göstereceğini, bilemezdi.. İçeride yeni bir çıplak beden beklerken onu, ruhsuz ve sevgisiz, tıpkı kendisi gibi;
Onun gözleri bambaşka yerlerdeydi..
Ağır ağır kadehini önündeki fotoğraftaki o simsiyah gözlere bakarak havaya kaldırıp ,mırıldanır fısıldarcasına,öfkeli,küskün,kırgın ama hala inkarda:
Je me suis perdu dans tes yeux...
Nasılsa onu duymuyordu artık...
Kaybedildiğini tekrar etse de teselli için,aslında bilirdi kaybedenin kim olduğunu...ve minicik bir esinti onun kokusunu getirdiğinde olanları..
Doğruldu yavaş yavaş yeni "mutlu" maskesini alıp masanın üzerinden,
sesini kesti içini kanırtan o şarkının son yudumunu kafasına dikip buzu çoktan erimiş viskisinin..

Mon doux, mon tendre, mon merveilleux amour...

Ve mırıldandı anlamsızca, sızladı herkesten gizlediği göğsündeki yarası,
mırıldandı anlaşılmaz bi hırıltıyla, yüzü asık..:
-Bu böyle biline.. 
Alıntı değildir. 2013 Ekim.

26 Eylül 2016 Pazartesi

Vur kadehi ustam..

Alkolle aram çok iyi değil. Çabuk carpilmam. Sarhoş olmak denen şeye  inanmam. Insanlarin normalde bastırdığı maskeledigi seyleri yaradana sığınıp höykürme bahanesidir alkol hepsi bu.
Çenesini tutamayacak insan da içmesin bi zahmet. Ortami sabote edip iki paralık keyfini kacirmaya yada eski çöplüklerde eselenmeye, kafası bi dünya olan insanlara yük olmaya kimsenin hakki yok.
Ya ağzınıza için ya ziftin pekini için numaracilar sdghjk ay cok atarlandim.
Bu yüzden ölümüne önemlidir kimlerle nerde içtiğiniz.
Benim kolumdan başlayıp her zerre kaslarima ağrı yayılır içtiğimiz maddeye ve yere göre bedenim degil beynim değişik tepki verir.. Bence beynim.
Votkayla evde kizkiza icerken stand up yapan, yaran ben raki icer fasil dinlerken ağlarım.
Ama içime içime.
Söndürmusuz feneri salas bir balikcida.
Ama bunlarin bu serzenisle alakası yok bence.  cunku kahve iciyorum ve mobilim su an. Yarın pazartesi. Good night 


mobil ileti.\Posted via Blogaway
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...